Tiflis’te her kapı sizi cezbedecek bir dünyaya açılır. İtalyan, Rus, Alman, Ermeni, Fransız usta ve mimarların ellerinden çıkan yapıların dantel gibi işlenmiş merdivenleri, dökülmüş sıvaları size geçmişten güzellikler fısıldıyor. Tiflis’te Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler ve detaylarını sizler için toparladım:)
Siz de güzel yerler keşfederseniz, beni de yorumlarda haberdar edersiniz:)
Eğer Tiflis Gezi Günlükleri 1. Gün, 2.Gün ve 3.Gün yazılarını okumadıysanız, okumanızı öneririm:)
FABRIKA TBILISI
Sovyet döneminden kalma bir dikiş fabrikası olan Fabrika Tbilisi, ülkenin vizyoner bir turizm şirketi sayesinde inanılmaz bir komplekse dönüşmüş. Klasik hostel anlayışının epey dışında olan Fabrika, bünyesindeki konsept dükkanlar, barlar ve kafelerle (konaklama yapılmasa bile) mutlaka keşfedilmesi gereken bir yer. Tiflis’te mutlaka görülmesi (hatta sosyalleşilmesi) gereken yerler arasında.


Geniş avlusundaki sokak sanatı örneklerini görmeli ve devasa lobisinde eski fabrika döneminden kalma fotoğraflarıyla geçmişle bugünü birbirine bağlıyor. Fabrika’da cuma-cumartesi akşamları çok hareketli geçiyor.

Bonus: Pipes Burger’da burger ye (kesinlikle enfes!), Milk’te kahve iç, gece neon ışıklı barında bir kokteyl iç.

Hakkında daha detaylı bilgi almak için Fabrika Tbilisi’nin web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
HOTEL LONDON
19.yy’nin en ünlü otellerinden birinde geçmişe yolculuk…

Mimar Siemens, Zubalashvili ailesinin isteği üzerine 1875 yılında Hotel London’ı inşa etti. Daha sonra otelin sahibi Richters ailesi oldu. Norveçli yazar Knut Hamsun, Rus besteci Tchaikovsky ve onlarca diğer tanınmış kişi bu otelde konakladı. Knut Hamsun’ın eşi ile 1899‘da Gürcistan’a yaptığı gezide Hotel Londan’dan “Peri masalına yolculuk” diye bahsetmiş.
Hotel London aynı zamanda Gürcistan’da elektriğin kurulduğu ilk bina olmuş.

Tüm konuklar, Richter’lerin kızın Ekaterine Carl’a hayranlıklık duyarmış. Otelin oldukça samimi bir ortamı bulunduğundan konuklar burayı unutulmaz anılarla terk ediyormuş. Otelin kaliteli hizmet anlayışı ve kendine özgü dizaynı nedeniyle her zaman doluymuş. O dönemde tüm personel farklı yabancı diller bilmekteymiş. Otel Gürcü ve Avrupa mutfağından enfes tatlar sunduğundan konukların dışında akşam yemeği için bir çok kişiyi ağırlıyormuş.



Otelin en çekici kısmı giriş holü ve merdivenleri. Tüm merdivenler lüks İtalyan mermerinden yapılmış olup korkuluğu Almanya’dan getirtilmiş. Eskiden ana salonun tavanından büyük kristal bir avize varmış. Konuklar ayrıca otelde bulunan ve özel bir masaya yerleştirilen yabancı dergileri okumayı ve ve beyaz piyanoyu çalmayı severlermiş.
Günümüzde bina çok da iyi korunuyor denilemez. Üst katlarda yaşayanlar bile var. Kimseyi rahatsız etmeden Hotel London’ı ziyare edip; hala ilk günkü kadar çekici olan ana salonu merdivenleri görebilirsiniz. Tarih ve mimariyi seviyorsanız, kesinlikle görülmeye değer yerlerden biri:) Her zaman açık olan ön kapının sizi başka bir dünyaya sürükleyeceğinden emin olabilirsiniz. Adres: Dry Bridge – 31 Atoneli St.
Bonus: Knut Hamsun (1920 Nobel Edebiyat Ödülllü Norveçli yazar) Açlık adlı kitabıyla tanınır. Oradan bir kuple sizlere … insan deli olmasa bile biraz hassas bir kalbe sahip olabilir, pekâla, öyleleri vardır ki ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. ben öyleyim işte. mesele şu: fakirliğim bendeki bazı vasıfları o derece keskinleştirmiştir ki, bunlar benim başıma adeta dert açar, evet, ne çare böyle bu! ama faydaları da vardır bunun, bazı hallerde bunların bana yardımları dokunur. fakir aydın, zengin aydından çok daha kuvvetli görür. fakir, attığı her adımda etrafına bakınır, insanlardan işettiği her kelimeyi şüpheyle dinler; her adım onun düşünce ve duygularına böylece bir vazife, bir iş yüklemiş olur. onun kulağı deliktir, duygusu ince; o tecrübelidir, ruhu yanık yaralarıyla doludur…”
ESKİ TELEFERİK ISTASYONU
Tiflis’te Rustavelli Caddesi üzerinde Gürcistan Ulusal Bilimler Akademisi’nin bahçesinde bulunan en eski ve en güzel teleferiklerden biri. Teleferik yirmi yılı aşkın süredir çalışmasa da bu eşsiz bina Tiflis vatandaşları için ikonik hale gelmiş.

Yakında restorasyon çalışmaları başlayacakmış. Restorasyon sonrası teleferikler, yolcuları Rustaveli Caddesi’nden Mtatsminda (Holy Mountain) tepesine 4 dakikada götürecekmiş.



APOLLO SİNEMASI
1909’da Tiflis’te inşa edilmiş güzel bir Art Nouveau örneği . Sovyet döneminde sinema olarak kullanılmaya devam eden Apollo, ulusal öneme sahip mimari bir anıt. Birkaç yıldır özel mülkiyeteymiş ama yine de ihmal edilmiş ve korunmamış.
Bu yıl Şubat ayında, Tiflis Kent Konseyi, David Agmashenebeli Caddesi’ndeki binaların rehabilitasyonu üzerine çalışmaya başlamış ve bunların arasında Apollo da varmış:) Umarım kısa sürede yenilenmiş haliyle halkın kullanımına açılır.
Kapalı olduğundan içinin fotoğrafını çekemedim ama hizmet verdiği dönemde Tiflis’in en güzel binalarından biri olduğu su götürmez bir gerçek:)

GALERİ 27 (KALEIDOSCOPE HOUSE)
Art Nouveau’nun domine ettiği Tiflis’te farklı olarak geleneksel Gürcü yapısı Galeri 27’nin binası. Eski Tiflis’in dar dolambaçlı sokaklarında karşınıza çıkıyor. En dikkat çekici tarafı ise vitray camları:) Kesinlikle Tiflis’te görülmesi gereken yerler arasında…


Birbirinden farklı renklerde camın usta ellerde şekil bulması ve ışıkla buluşmasının adıdır, vitray. Vitray sanatı, görsel bir zenginlik olması sebebiyle sanatsal açıdan bir eğitimden çok yaratıcılık gerektirmekte:)


Bonus: Osmanlı’da da cam süsleme sanatı kullanılmış. Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camisi, Yeni Cami ve Sirkeci Garında vitray örneklerini görmek mümkün. Çeşm-i Bülbül ve Beykoz İşi bu dönemden günümüze kadar tekniklerinden bazıları…
THE CHRONICLE OF GEORGIA
Tiflis Denizi’nin yakınında bulunan bir anıttır. 1985 yılında Zurab Tsereteli tarafından tasarlandı ve yapımına başlandı ama tam olarak tamamlanamadı.



Gürcistan tarihini anlatan anıt, geniş bir merdiven setinin tepesinde oturuyor. 30-35 metre boyundaki 16 sütunun üst kısımlarında krallar, kraliçeler ve kahramanlar bulunurken; alt kısımlarında Mesih’in yaşamından hikayeler tasvir edilmiş.
Haritada bir bir yeri ararken gözüme çarptı. Yapı Gürcüler tarafından da çok iyi bilinmiyor. Şahsen ben etkilendim, keşke bizde de böyle görkemli yapılar yapılsa dedim.



