Tiflis, yanıbaşımızda keşfedilmeyi bekleyen kadim şehir. Tiflis’te gezilecek yerler, Türk’lerin olduğu kadar Avrupalı ve Arap turistleri de kendine çekiyor. Özellikle Tiflis uçak tarifelerinin makul olması, Gürcistan’ın vize istememesi (yeni kimlik kartları ile giriş yapılabiliyor) ve EURO’ya göre daha avantajlı bir para birimi olan GEL’in bulunması tercih edilebilirliği artırıyor. Şimdi sırasıyla Tiflis Gezi Rehberi için Tiflis’te gezilecek yerler ve detaylarını gözden geçirelim.
Güncel TL-GEL değerine buradan erişebilirsiniz.
Tiflis’te 2 kez bulundum. İlk gidişimde diğer Soyvet şehirlerine benzer; Minsk’ten hallice Kiev’den küçük bir şehir beklerken kendine özgü bir havayla karşıladı beni Tiflis. (Kültürlerine o kadar bağlılar ki Sovyet içinde bile çözülmemişler.) Bence Tiflis’i keşfetmek için en keyifli zaman Mayıs ve Haziran ayları; yağmurlar durulmuş, hava ılık:)
Tiflis hakkında genel bilgilere ulaşmak için Tiflis sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
TİFLİS’İN NAFTALİN KOKAN YERİ, OLD TOWN
Narikala Kalesi’nin sınırlandırdığı tepenin eteğinde ahşap balkonlu eski tuğlalı evlerin, labirent gibi dar sokakların bulunduğu Tiflis’in eski yerleşim alanı, Tiflis’te gezilecek yerlerin başında geliyor:)
Kapılar gökyüzüne tırmanmak için kullanılan antik asmaların bulunduğu gizli avlulara açılıyor. Hevesle yenilenmiş yapıların harmonisi ruhumu çevreliyor, film platosunun ortasında hissettiriyor ama her yer restorasyondan geçmemiş; bu yüzden çarpık, çatlak, çökmekte ama bir o kadar keyifli, büyüleyici ve gerçekçi. Yerleşim alanı, Asya ya da Arap kasabalarının dar dolambaçlı sokaklarını; Avrupa, klasik Rus ve Art Nouveau mimarisiyle harmanlayıp sunuyor. Hal böyle olunca Tiflis’te görülmeden dönülmeyecek yerlerinden başında eski şehir geliyor.


TİFLİS BOTANİK BAHÇESİ
Antik zamanların kraliyet bahçeleri zamanla arboretuma dönüşmüş. 1845 yılında bugünki görünümüyle kurulduğu söyleniyor. Tiflis Botanik Bahçesi 128 hektarlık alana yayılmış hem yerel hem de uluslararası 3500’den fazla bitki çeşidine sahip. İçindeki Leghvtakhevi Şelalesi’ne eskiden sadece botanik bahçesinden ulaşılırken şimdi sülfür banyolarını ve cumbalı evleri geçerek ilerlediğinizde de ulaşabiliyorsunuz. Öyle çok büyük bir şelale değil ama yolunuz düştüğünde görebilirsiniz:)
Bonus: Eğer tatillerinizde bile sporunuzdan vazgeçemeyenlerdenseniz koşu, yürüyüş ve yoga yapmak için ideal bir yer. Şehrin kalabalığından kaçıp kahvenizi alıp kitabınızla baş başa da kalabilirsiniz🙂

SÜLFÜR HAMAMLARI

Banyo Bölgesi anlamına gelen Abanotubani Bölgesi sülfür banyoları ile tanınan antik çağlardan kalan tarihi bir bölge. Kubbeleri yere yakın görünen bu banyoların içerisi de çok büyük değil. Tiflis’in İpek yolu üzerindeki konumu gereği sadece yerli halkın değil aynı zamanda Avrupa Asya arasında seyahat eden yolcuların da uğrak noktasıymış. 13. yy’da 60‘dan fazla hamamın kullanımda olduğu rivayet ediliyor. Günümüzde ise sadece 7 tanesi açık.Çarlık zamanında zengin ailelerin gelip hem tedavi oldukları hem de tatil yaptıkları bir yermiş. O dönemde tüm dedikodular buradan yayılırmış:)
Sovyet Dönemi’nde ve bağımsızlığın ilk yıllarında politik türbülanslar; sürekli elektrik kesilmesine, ısıtmanın sekteye uğramasına ve sıcak suyun zor bulunmasına sebep olmuş. Sert kış şartlarında hem ısınacak hem de yıkanılabilecek bir yer olarak sülfür banyolarını kullanmak bir lüksmüş.
Bonus: Belkide hamam tarihinin en dikkat çekici anı, 1829’da şair Alexander Pushkin’in ziyaretiydi. Orbeliani Hamamları’nın girişindeki bir pano üzerinde Pushkin2in banyoları oldukça lüks bulduğundan bahsediliyor. Pushkin’in kaldığı oda şimdi A.Puşkin Suite olarak anılıyor.
CUMA CAMİSİ (JUMAH MOSQUE)
1895 yılında inşa edilmiş olan bu cami, Tiflis’teki tek cami. Botanik Bahçeleri’ne giderken yol üzerinde kalıyor. Yapımında kullanılan kırmızı tuğlalar sayesinde görünümü, Fener’deki Kırmızı Mektebi andırıyor:) Bugün, cami nadir Şii toplulukları başta olmak üzere Sünni Müslümanların ibadetlerini gerçekleştirdiği bir yer. Ben kadınlar tarafından girip üst kata çıktım. Caminin içi sade döşenmiş ve havadar.



SURB GEVORG ERMENİ KİLİSESİ
Narikala Kalesi’ne çıkarken yol üzerinde kalıyor. 1215 yılında yapılan kilise en son 2012-2015 arası dönemde detaylı restorasyon çalışmaları sayesinde günümüzdeki görünümüne kavuşmuş. Şehrin silüetinde de önemli bir yere sahip.
Freksler göz kamaştırıcı ama cehennem zebanisi görevli kadın tek bir fotoğraf çekilmesine bile izin vermiyor:( Kaçak köçek bu kadar çekebildim. Yalnız orada olduğum dönemde Ermeni kiliseleri tarafından Gürcistan’ın dört bir yanında sözde soykırım propagandası yapılıyordu:(






NARİKALA KALESİ
Tiflis’te Sameba Kilisesiyle karşı tepelerde kalan Tiflis’e ve Kura Nehrine yukarıdan bakan kale 4. yüzyılda Kral Davis tarafından inşa ettirilmiş. Kalenin duvarlarından İpek Yolunun (yol buradan Kars’a doğru kıvrılıyor hatta Ani Harabeleri’nin içinden geçiyor) panoramik manzaralarını görülüyor. Küçük anlamına gelen Narikala, 7. Yüzyılda Emeviler tarafından genişletilmiş.
Herkes kaleye teleferikle çıkmayı ve eski şehrin içinden geçmek için yürüyerek inmeyi öneriyor. Ben Ateşgah’ı görmek için yürüyerek çıktım ve eski şehrin dar yolarından cumbalı evlerinden geçmek için yürüyerek indim:)
Teleferikle çıkınca sağ tarafta Kartlis Deda heykeli, sol tarafınızda kalenin surları ve restorasyonu devam eden kısımları yer alıyor. Şehri panaromik olarak görmek için harika bir manzara sunuyor. Bu yüzden Tiflis’te gezilecek yerler arasında ilk 10’da yer alıyor:) Teleferik Barış Köprüsünün yanından kalkıyor.

Narikala Kalesi’nin alt kısmında bulunan Aziz Nicolas Kilisesi, 13. yy’da inşa edilmiş ama çıkan bir yangında harap olmuş. 1990 yılında yeniden yapılmış ve günümüzdeki hali ortaya çıkmış.
KARTLİ’NİN ANNESİ (KARTLIS DEDA)
Tiflis’in kuruluşunun 1500. yılında Sololaki Tepesi’ne dikilmiş 20 metre yüksekliğinde geleneksel giysili kadın heykeli şehrin koruyuculuğunu üstlenmiş gibi. Gürcü karakterini en iyi sembolize ettiği kabul edilen heykelin bir elinde; dost olarak gelenlere şarap sunmak için büyük bir kâse (başında da zeytin dalı bulunuyor bu da barışçıl olduğunun göstergesi), diğer elinde düşman olarak gelenlere karşı kullanmak için bir kılıç var.
Aynı zamanda ülkenin geçmişinde iz bırakan iki kadını da simgelediğini düşünüyorum. Sol el St. Nino’nun bağışlayıcılığını; sağ el ise Kraliçeler Kralliçesi Tamara’nın gücünü simgeliyor. Kılıcı tutuşundaki güç, kaseyi tutuşundaki estetik ve duruşundaki asalet gerçekten büyüleyici. Aynı zamanda vücudu oldukça kadınsı.

ATEŞGAH (5th CENTURY ZOROASTRIAN TEMPLE)
Tapınak dibinde yazan bilgiye göre, Zerdüştlük Gürcistan’da 5.-7. yüzyıllar arası yayılmaya başlamış ve bunun bir sonucu olarak Sasaniler döneminde bu tapınak inşa edilmiş. 17.-18. yüzyıllarda camiye çevrildiği tahmin ediliyor. O dönemki ismi olan “Ateşgah” hala kullanılmaya devam ediliyor. Gürcistan’da Kültürel Miras ile ilgili kanunla koruma altındaymış (yalnız kendisi bugün sadece bir duvardan ibaret)


Bonus: Zerdüştîlik ya da Mecûsîlik, günümüzden 3500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulan, yaklaşık MÖ 6. yüzyıldan MS 7. yüzyıla kadar 3 büyük Pers İmparatorluğu’nun dini olan dünyanın en eski tek tanrılı vahiy dinidir. Bu dine inananlar Zerdüşti olarak adlandırılıp öldükten sonra dirilip Ahura Mazda’nın huzuruna çıkacaklarına ve orada sorgulanacaklarına inanırlar.
Günümüzde dinin doğduğu ülke olan İran’da yalnızca yaklaşık 30.000 zerdüşti bulunurken, en fazla zerdüştinin yaşadığı ülke Hindistan’dır. İran’ın islam ordularınca fethedilmesinden sonra ülkeyi terk ederek Hindistan’a yerleşen bu topluluğa, coğrafi kökenlerine ithafen Parsi denir.
Zerdüştlük, Budizm gibi felsefi yönü de ön plana çıkan inançlar arasındadır. Zerdüştlüğün temelinde iyilik ve kötülüğün savaşı yatar. Zerdüşt, yeryüzündeki kavganın tanrının ruhu ile şeytanın ruhu arasında olduğuna inanır ve her inananın iyilik için savaşması gerekir. Zerdüştlükte Tanrı kabul edilen Ahura Mazda “Aklın Efendisi” ile sembolize edilir, Ehriman ise kötülüğün güçlerini temsil eder ve iyilik-kötülük mücadelesi bu noktada başlar.
Doğal elementleri kutsal sayılır ve bu elementler (su, toprak, hava, ateş) kirletilmekten korunur. Bununla ilişkili olarak ateşe, aydınlığa veya Güneş’e bakılarak ibadet edilir.
METEKHİ KİLİSESİ
Kraliçe Tamara’nın 1195’te Şamkori Savaşı’ndan önce ellerini açıp “Ya Rab, sen bizi Araplara karşı muvaffak eyle” dediği Metekhi Kilise’sinin başından talihsiZ olaylar geçmiş ama dönemin yöneticileri tarafından restore edilerek tekrar tekrar kullanıma açılmış.
Tam huzura erdim, etliye sütlüye karışmam derken bu sefer de Soyvet Şef Lavrenti Pavlovich Beria, kilisenin yıkılmasını istemiş. Ressam Dimitri Shevardnadze’nin önderlik ettiği karşı görüşteki inatçı entellektüel grup bu duruma karşı çıkmış.

Bunun üzerine Beria, bu duruşlarından vazgeçerlerse, kilisenin bir kısmını müzeleştireceğini söylemiş. Shevardnadze’ye de “Şişşt seni de müzeye müdür yaparım” demiş. Görevi reddeden Shevardnadze, önce hapsedilmiş, sonrasında ise idam edilmiş. İçindeki fresklerin üzeri sıva ile kapatılmış, tiyatro olarak kullanılmış. Kilise korunmuş ama ruhunu kaybetmiş. Şu an ayine açık, halka hizmet veriyor.
Şehri kuran Kral, Vantang I. Gorgaslan’ın atlı heykeli 1961’de kilisenin önüne dikilmiş. Gelen geçeni selamlıyor:)

Bonus: Avrupa Meydanı (Evropis Square) Metekhi Kilisesi’nin aşağısında bulunan ve günübirlik turların toplanma alanı olan meydandır. Rike Park, Tiflis şehir merkezinde sonradan oluşturulmuş aileler ve turistlerin popüler gezinti alanı:)
KRALİÇE DAREJAN SARAYI (SACHINO)
18. yy tipik Gürcü yapısı olan saray 1776 yılında II. Erekle’nin emri üzerine Daria için yapılmış. Daria, ( Darejan Dadiani olarak da bilinir) 20 Temmuz 1738 – 8 Kasım 1807 yılları arasında Kolheti Konsorsiyum’unun ve daha sonra ise Doğu Gürcistan’da Kartli-Kakheti’nin kraliçesi olmuş. Aynı zamanda II. Erekle (II. Heraclius olarak da bilinir) 3. eşi kendileri. Kral ile 23 çocukları olmuş:) Söylenenlere göre Daria, oldukça despot bir kadınmış ve kralı etkisi altına almış.


BARIŞ KÖPRÜSÜ (PEACE BRIDGE)
Sovyetlerin dağılmasından sonra şehre yapılan 2 temel yapıdan birisi Barış Köprüsü (diğeri Sameba Kilisesi). Tiflis tam bir köprüler kenti. Ortasından geçen Kura Nehri’nin üstünde çoğunlukla taş ve arabaların da ulaşımına müsait köprüler var. Barış Köprüsü ise Kura Nehri üzerine cam ve çelikten (şehrin geri kalanının mimarisinden farklı olarak) bombeli bir şeklinde yayaların kullanması için tasarlanmış.
Köprü italyanlardan 200 monte edilmemiş parça olarak satın alınmış. 156 m uzunluğundaki köprü 10 Binden fazla led ile ışıklandırılmış. Ledler gün doğumundan önce 90 dk boyunca titreşerek Mors alfabesinde bir mesajı kodluyor. Mesaj Mendelev’in periyodik tablosunda bulunan ve insan vücudunu oluşturan kimyasal elementlerden oluşuyor. İtalyan tasarımcı, Michele De Lucchi’nin vermek istediği mesaj “insanlar ve milletler arasındaki yaşam ve barışın marşı”
Eski ve yeniyi birleştirmeyi, şehrin modern dünyaya açılımını simgelemesi için ihtiyaçtan çok 21.yy ile bağ kurmak ve dünyadan geri kalınmadığını göstermek için yapılmış.
Kimilerine göre sırıtmış; kimilerine göre fena olmamış. Yapılırken karşı çıkan kitle de bir zaman sonra alışmış. 2012’de köprü Dünya’daki sıradışı köprüler listedinde 13. sıraya oturmuş. Teleferikle çıkarken üstten daha detaylı görülebiliyor.




Bonus: Dmitriy Mendelev (08 Şubat 1834 – 02 Şubat 1907) Rus kimyager ve mucit. Periyodik Yasayı formüle etmiş ve periyodik elementler tablosunun ileri görüşlü bir versiyonunu yaratmış. Daha önce keşfedilen bazı elementlerin özelliklerini düzeltmek ve henüz keşfedilmemiş olan sekiz elementin özelliklerini tahmin etmek için kullanmış.
